Bir ordu ve bir ülke düşünün.
DİYALEKTİK… Tez, antitez ve sentez…
Şimdi gelin tezden” başlayalım, antitezi yazalım ve sentez ile bitirelim…
iki farklı bakış açısından “bir noktaya” bakalım…
Bir “ülke” düşünün; silahlı kuvvetleri ülke içinden ve dışından en ağır saldırılara maruz kalsın!
Bir “ülke” düşünün; en değerli askeri insan kaynakları çok ağır bir psikolojik saldırı altında yön bulmaya çalışsın!
Bir “ülke” düşünün; askerlerini “sivil mahkemelere” gece yarısı el kaldıranlar ile sevk etsin! Ne askeri makamların ne de Yargı’nın fikri sorulsun!
Bir “ülke” düşünün; askerleri kendini savunmak için en “üst rütbeli 40 generalini” kamuoyu önünde “bir araya” getirsin!
Bir “ülke” düşünün; “asker” düşmanlığı ile “sivilleşme” birbirine karışsın!
Bir “ülke” düşünün; askere saldırmanın dayanılmaz hafifliği “demokratikleşme” rüzgârı ile savrulup, solunan havaya karışsın!
Daha birçok satır yazarım ama yazmayacağım… Gerisini siz tamamlayın ve “diyalektiğin” ilk bölümünü oluşturun…
Şimdi “karşı tarafa geçelim” ve oradan bakarak yazalım…
Bir “ordu” düşünün; 1980 yılında yönetime el koyup, 650 bin vatandaşını “yabancılar” istedi diye “etkisiz” hale getirsin!
Bir “ordu” düşünün; kendi vatandaşını “potansiyel tehdit” olarak algılasın!
Bir “ordu” düşünün; attığı en sert adım, bazı ükelerde “bizim çocuklar başardı” diye sevinçle karşılansın!
Bir “ordu” düşünün; sırf Rusya’ya gitmek istedi diye “başbakanı” assın!
Bir “ordu” düşünün; içerideki “hâkim güçlerin” yerini koruma oyunlarına maalesef “bilmeden” alet olsun!
Bir “ordu” düşünün; kendi erinin annesini “kılıksız” diye orduevinin bahçesine almasın!
Bir “ordu” düşünün; yabancı güçlerin oyunları ile “kendi dinine karşıymış” gibi yanlış bir pozisyonda kalsın!
Bir ordu düşünün; yüz binlerce çocuğun babasını 12 Eylül ve sonrası sabahlarda, sırf küresel güçler düşünmeyen bir toplum istedi” diye, evinden alsın ve aylarca, yıllarca sonra “özür dileriz” diye geri göndersin!
Bu satırları da uzatabilirim ama uzatmayacağım…
Sevgili dostlarım, TSK bizim gözbebeğimiz! Canımız, kendimiz! Yaşananlara bazı noktalarda yüreğim sızlıyor ama bir de gerçek var; maalesef, ama maalesef, TSK da zamanında, 1960′ta, özellikle 1980 sonrasında, “kendi halkına” dış destekli “senaryolar” eşliğinde “kibar ve olması gerektiği” gibi davranmadı. Buna rağmen üç-beş yıl sonra “geri dönen babalar” çocuklarına, “Olsun, bu bizim ordumuz” demeyi bildiler!
Bugün içeriden-dışarıdan TSK’ya “saldırı” varsa ve halk gerekli tepkiyi vermiyorsa, şuuraltı “körelmişse”; TSK bunu 1960 ve 1980 sonrasında” attığı adımlarda aramalı.
Şimdi “sentez” kısmına geçiyorum ve Türk halkına sesleniyorum: TSK bizim her şeyimiz… Geçmişte TSK’yı yönetenler “dış destekli” oyunlar ile hata yapmış olabilirler… Ülkeyi yöneten siyasi otoriteler de BİZİZ! Gözbebeğimiz!” Bizden birileri! Onlar da her alanda “yanlışlara” imza atmış olabilirler. Ama inanın, zaman askerimiz ile sivil otoritemizi” birbirine düşürmek ve yeni oyunlar tezgâhlamak isteyenlere kanma zamanı değil!
Zaman bir olma; araya giren “nifak tohumlarını” patlamadan yok etme, çıkanları da koparma, 1980 sonrası TSK’nın Türk halkının şuuraltında yarattığı tahribatı” düzeltme, siyasetçimiz ile askerimizi “sıfırdan” başlatma zamanı!
Bu noktada, tarihi dönemeç öncesi, herkese sesleniyorum… Çok büyük hatalar yaptık. Yaptırıldık. Türkiye içinde ve dışında “menfaat” odakları, kendi çıkarlarını korumak adına darbe de tezgâhladılar, “irtica” oyunu da oynadılar. Şimdi buna “dur” deme zamanı ve bu fırsatı kaçırmayalım! Türk halkı sizden “birlikte olmayı” ve Türkiye’nin asıl düşmanlarına karşı “ittifak” kurmayı bekliyor! Unutmayın, öyle zor bir dönemden geçiyoruz ki; tarih ayrışanları asla affetmeyecek! Bu ülke bizim, hepimizin!

Amerika inanılmaz bir cümle etti

BRYZA tarihi bir cümle kullandı!
Daha önce birçok yazımda ele aldım. Amerika, Türkiye’yi Avrupa gözlüğüyle görüyor… Bu hatadan kurtulması ve “yeni dünya düzeni” yolunda yeni ilişki tesis etmesi gerekli…
Hatta Amerika’ya açık mektup başlığı altında şunu da yazdım: Avrupa’yı boşverin, gelin KKTC’yi tanıyın, orada “üs açmayı” konuşalım. Bu tezimi ABD’de son 2 yıl içinde katıldığı bütün toplantılarda da savundum.
Şimdi bu teze en yakın cümleyi duymuş biri olarak yazıyorum… Bu söylenenler , çok anlamlı ve önemli.
Sevgili dostlar, konuyla ilgilenmeyenler için bugün “bu cümle çok anlamlı” olmayabilir ama göreceksiniz; yeni bir dönem başlıyor.
Umarım Türkiye Avrupa saplantısından, kurtulur ve yeni dünya düzeninde kafasını kaldırıp ,yeni senaryoları sorgulayabilir…

ybulut@htgazete.com.tr